Azbuz Toolbar Video V-kart Profilim Arama Yardım Çıkış Video V-kart Üye girişi Yeni üyelik Arama Yardım Benim de bir sitem olsun Sonraki site Sonraki site Azbuz Toolbar
Buradasınız: Azbuz --> maviark --> Nietzsche’nin Tarih Anlayışının Önemi
05 Aralık 2008, Cuma
   
<< ANA SAYFA
 
 
 
Nietzsche’nin Tarih Anlayışının Önemi

Nietzsche tarihle ilgili görüşlerin en açık şekilde “tarihin yaşam için yararı ve zararı” üzerine başlıklı çalışmasında ortaya koyar. Bu yazıda çıkış noktası tarihe evrensel-nesnel değil, yaşamsal-öznel bir girişim aranması gerektiği fikridir. Bu durumu söz konusu yazının hemen başında Goethe’den yaptığı bir alıntıyla dile getirir; “etkinliğimi artırmadan ya da doğrudan doğruya canlandırıp (yaşamıma) bir şey katmadan bana yalnızca bilgi veren her şeyden nefret ediyorum[1]”.Bu yazıda, tarih bilimi açısından yaptığı şey, hem tarihi hem de yaşamı anlamada yeni bir paradigma ortaya koymaktır. Batı düşüncesinin Descartes ile başlayan ve giderek gelenek halini alan bağımsız ve kurucu özne fikrine amansız bir saldırı vardır: özne eleştirisinde Nietzsche, Descartes’in “düşünüyorum öyleyse varım“ anlayışının yerine “yaşıyorum öyleyse varım anlayışının getirilmesi gerektiğini söyler. Düşünüyorum öyleyse varım sözüne göre içi boş bir var olmadır; içi boş bir var olma sağlanmıştır bana, ama dolu ve yeşermiş bir yaşam değil; benim ilkel duygum bana yalnızca, düşünen bir varlık olduğumu gösteriyor, canlı bir varlık olduğumu değil[2]”. Nietzsche ne özneyi, ne aklı ne de başka geleneksel bir kavramı ön görür, bizzat yaşamın kendisini, felsefenin başlıca objesi olarak kabul eder ve insan var oluşunun tarih içinde kendi kendini nasıl anlayabileceğini, tarih ile nasıl bir ilişkide bulunabileceğini irdelemeye ve aydınlatmaya çalışan bir var oluşsal analizi ilk kez gerçekleştirir. Böylece Nietzsche’nin hem felsefe, hem tarih, hem insan, hem de yaşam açısından kilit soruyu şöyle sorar: “ İnsan dünyanın tarihselliği içerisinde, kendi yaşamını nasıl kavrayabilir?[3]” Nietzsche’ye göre, insan her zaman mutluluğu amaçlamıştır. Ama genelde karşı karşıya kaldığı şey mutsuzluktur, bunun nedeni insanı havyandan ayıran en temel özelliklerinden birinde aranmalıdır. Önünde yayılan sürüyü gözle bir: ne dünü bilir ne bugünü, bir oyana sıçrar, bir bu yana, yer uyur, geviş getiri, yeniden sıçrar, sabahtan akşama bugünden öbür güne, kısacık yaşamının haz ve acılarıyla bağımlı, an’ın tepeciklerinde yaşar durur, bu yüzden de ne bir üzüntü ne de bir bıkkınlık duyar[4]. İnsan hayvanlar gibi yalnızca anı yaşayan ve yaşadığı andan başkasını unutan bir varlık değildir, o anımsar ve böylelikle yaşamında içinde bulunduğu andan taşan bir şeyler vardır, yani insan unutmayan hayvandır “insan unutmayı bir türlü öğrenmeyip de hem geçmişe bağlı kaldığı için şaşar durur kendi kendine[5]”. Bu tanımıyla Nietzsche bir yandan insanla hayvan arasındaki temel ayrımı ortaya koyuyor diğer yandan insan yazgısının önemli bir özelliğini belirtmiş oluyor. Çünkü anımsama fiili, insana zorunlulukla kendini içinde bulacağı zamansallığı dayatır. Böylece insanın içinde bulunduğu ve yaşanmakta olduğu an, bir yandan bitip giden bir geçmişe dayanır ve bu geçmişin yansımalarıyla doludur ki bu salt anın yaşanmasını engelleyen bir öğedir, diğer yandan geleceğe yönelik planlarla ve bitmeyen bir dikkatle sürekli tetikte ve koşullanmıştır. Geçmiş ve gelecek böylece şimdi de düğümlenir ve insanın mutsuzluğunun kaynağı olan sonluluk fikrini ona anımsatan bir zamansallığa insanı mahkûm eder.

Nietzsche yukarıda anlatılanlar ışığında insan ve yaşam ilişkisine yönelik şöyle karşı çıkar. İnsan zaman içinde yaşamaz, insan yaşadığı zamanın ta kendisidir. İnsan yaşamı zamansallığın kendisinde içkin olması nedeniyle tarihe gereksinim duyar ve anımsama ve zamansallık düşüncesi ancak tarih aracılığıyla insanı mutlu kılacak öğeler haline gelebilir. Aksi takdirde insan mutsuzluğa mahkûmdur. İnsan mutluluğu salt şimdiden, yaşadığı andan yola çıkarak ve yalnızca onunla kurmaya çalıştığında bunun eksik bir acaba olacağını ve var oluşunun bu şekilde hiçbir zaman tam olamayacağını, bir bütünlük ortaya koyamayacağını görür. Bu bütünlük ancak geçmişi yani insanın tarihselliğini de işin içine katmasıyla olanaklıdır. Bu nedenle insan, kendisini geçmiş ile bir bütünlük içerisinde yeniden var etmeli, geçmişi de işin içine katarak kendi var oluşunu bir anlamda yeniden yaratmalıdır. Bu çaba, insan olma yolunda atılmış en büyük adım olacaktır. İnsanın, kendisi hakkındaki tasarımını sahneleme eylemi onun tarih sahnesinde kaçınılmaz olarak bir oyuncuya dönüştürmektedir. Tarih böylece Nietzsche’de geleneksel anlamından çok farklı bir içeriğe sahip olur; tarih nesnel bir tavırla, insanın özünün ne olduğu sorusunun yanıtını aramak yerine, insanın kendini anlamlandırabileceği ve eyleme geçebileceği bir temel oluşturma amacını taşır. Yaşamın tarihin hizmetine gereksinme duyduğu sözü, tarih incelemelerinin aşırıya gidişinin ya da tarihin aşırı kullanılışının, yaşayanlara zarar verdiği sözü kadar açık olarak kavranılması gerekir[6]. Tarih yaşayanlara üç bakımdan bağlıdır: a) yaşayanların etkin ve bir şeye erişmeye çabalayan kimseler olmaları bakımından, b) koruyan ve saygı duyan kimseler olmaları bakımından, c) acı çeken ve kurtuluşa gereksinme duyan kimseler olmaları bakımından. İşte bu üç bağlantıya tarih incelemelerinde, üç çeşit tarih karşılık gelir: bu yüzden tarihi anıtsal tarih (monumentalische), eskiyi koruyucu tarih (antiquarische) ve eleştirel tarih ( kritische) gibi türlere ayrılması uygun görülmüştür[7].

1.   ANITSAL TARİH… 

mardukser tarafından gönderilen tüm yazılar
Bu yazı 23/12/2007 tarihinde yayınlandı. 2772 defa görüntülendi.
YORUM BIRAKIN
ETİKETLER
maviark dergisi



Bu yazıyı arkadaşına gönder
Kimden : Kime :
SİTE SAHİBİ
mardukser


24
İstanbul
Şikayet Et
 
Bu sitede Tüm Azbuz'da
 
SİTE ETİKETLERİ
 
SİTE KATEGORİSİ
Kültür, Sanat ve Edebiyat
 
GİRİŞ:
E-posta:
Şifre:
Beni Hatırla
 unuttum
rss link
 
ADnet Reklamları
 
edebiyat | şiir | sinema | haber | eleştiri | maviark Ana Sayfa | Forumlar | RSS
© 2006 Azbuz.com. Her hakkı saklıdır. Blog tutmak ve site yapmak için Türkiye'de bir numara.