 MUTSUZLUK AHLAKSIZLIKTIR Mutluluk, siz O’na yolu sorduktan sonra şarkısını mırıldanarak yürüyüp giden küçük bir kız çocuğunun umarsız hali gibidir. İnsanoğlunun yaşamda en çok gereksinim duyduğu olguların başında şüphesiz ki mutluluk gelir. Mutsuz olmak için yaşıyorum diyen akılı! Birini görmedim henüz; ama ülkemizde ve dünyanın neredeyse her yerinde yetişkinlerin, gençlerin ve hatta çocuklar bile ruhlarında mutluluğun izine rastlamakta artık zorlanıyoruz; sokaklar, işyerleri, Okullar ve evler tam anlamıyla mutsuz kişilerle dolup taşmaya devam ediyor. Dünyanın her yerinde uykulu gözlerini yaşama açanlardan çok azı “oh be yeni bir gün başlıyor” diyebilirken kalanlar ise muhtemelen gözlerini bilinmeze açıp neler olacağını bekliyor. “Bekliyor” sözcüğü önemli; çünkü mutsuzluk problemini büyük ölçüde yaratan şey bekleyiştir. Çağımız insanı artık neredeyse yaşamındaki hiçbir şeye kendi karar verememekte; yaşam sorumluluğundan gittikçe uzaklaşıp kendinin olmayan ve asla kendinin yaratmadığı pasif ve basiretsiz bir yaşamı sürdürmek zorunda kalıyor ve haliyle varlığından keyif almıyor ve yine haliyle mutlu olamıyor. Mutlu olmak demek, özgür olmak demektir ve özgürlük kişinin temel insani gereksinimlerini karşılayabilmiş olmasıyla birlikte bir başkasının yaşamını tehdit etmeden bireysel, duygu düşünce ve hazlarını varlığa getirebilmesidir. Bu temelde özgürlük, kişinin var oluşsal sorumluluklarını sırtlayıp, geçmiş pratiklerini sahiplenip, yaşamına katmaya değer şeyleri var etmeye çalışması demektir. Yani özgürlük, hani derler ya ”bulutların ötesinde, dağların ardında” değil bizzat kendiliğimizdedir. Yaşamsal sorumluluklarımızı sırtlayıp, kıymetli ve destansı bir yaşam oluşturabilirsek hem mutlu -bunun için umut zorunludur- hem de özgür olabiliriz. Mutluluğu bir sevinç hali, huzurlu ve sağlıklı olma, bir ihtiyaç ya da yoksunluk durumunun içinde olmama, eksiksizlik, çatışmalar yaşamama hali olarak görenlerden değilim; bu söylenenler ve bunlara paralel olarak söylenebileceklerin mutluluğun olsa olsa yan ürünleri olabilir; çünkü bu sayılanları yaşamında barındırmasına rağmen mutsuzluk ordusuna mensup binlerce kişiyi hepimiz tanımıyor muyuz? Mutluluk, kişinin kendisiyle ve varlığıyla barışık olma halidir. Bir an için gözlerimizi kapayıp çocukluk yıllarımızı hatırlayalım; yaşananlar her neyse bir şekilde mutlu olmayı başarırdık değil mi? Bir şekilde o küçük bedenlerimizde kurduğumuz büyük dünyaya döner ve keyif alacak bir şeyler yaratırdık. O dünya sadece bizimdi ve orada sadece kendimizi yaşardık, önemli olan sadece kendi istek ve beklentilerimizdi, orada özgür ve mutluyduk ama mutluluğu, akıl ve sorumluluk döneminde günbegün kaybettik. Akıllandıkça (Akıllanmak her ne demekse?) ve sosyal hayatta sorumluluk aldıkça kendi dünyamızdan çıkıp bize ait olmayan, başkalarının yarattığı, dünyalara entegre olup kendimizden uzaklaştık, ötekilerin beklentilerini karşılayacağız diye öz varlığımıza dair sorumluluklarımızı öteleyerek kendimizden uzaklaştık. Artık kendisi olmayan ve kendini var edemeyen biri bulunduğu varlık durumundan hoşnut olup mutluluk duyabilir mi? Evet; Çok zor… Mesele, bir şeylere sahip olup, olamamak değil; kendilik oluşturup oluşturamama halidir. Kendiliğini oluşturamamış yaşama kendinden bir şey sunmamış basit, bağımlı ve itaatkâr var olana alternatif üretmeyen bir kişilik insan doğasına aykırı bir kişiliktir. Mutlu olmak; insan olma var oluşunu taşıyan her bireyin sorumluluğudur çünkü kendimizi ve dünyamızı dilediğimiz gibi işleme gücüne sahibiz; Bu güce kayıtsız kalıp kendiliğimizi özgürleştiremeyişimiz düpedüz ahlaksızlıktır. İnsanoğlu kendisini ve çevresini dilediği gibi işleme olanağına sahip tek varlıktır. Belli yetilere ve becerilere ulaştıktan sonra kendi yaşamında kendisi sorumludur. Ne kadar kaliteli bir yaşam sürdüreceğini belirleyen şey ise bireysel yapıntılarıdır; yaşama ne katar ne üretirse onun ekseninde gelişen bir yaşam kaçınılmaz olacaktır. Server Tanilli’nin dediği gibi “Duyguyu, düşünceyi, sevinci, güveni, neşeyi, bu günü, yarını, kendimizi, bilgiyi, yeni bir rengi, yeni bir çizgiyi, yeni bir hayali, dostluğu, aşkı var edip birileriyle paylaşamıyorsak; üretmekten sadece parayı anlıyorsak, paylaşmak değince sadece bir şeyleri tüketmek geliyorsa aklımıza; ne verdiğimizden çok ne aldığımız önemliyse, nasıl yaşadığımızı değil ne yaptığımızı daha çok sorguluyorsak ve sadece bize öğretilenleri yaşıyorsak, gerçekten mutsuzuz demektir.” Bu anlamda mutsuzluk insani olan her şeyden uzak olmak demektir. İnsani yanına uzak olan biri elbette var oluşuna karşı ahlaksızca davranmaktadır. Mutluluk bir yaşam becerisidir ve hamarat ruhların işidir; her zaman yaşamaya hazır olmaktır; geçmişi her şeyiyle üstlenip, eleştirip, eleyip, yorumlayıp, geleceğe sapasağlam adımlarla yürüyebilmektir. Mutluluk umutluluktur “henüz hiçbir şey bitmedi” diyebilmektir ve inan bu hiç de zor değil üretmek, yaratıcı olmak yaşama pozitif bir bakışla yönelmek kendimizi ve çevremizi kaostan, pısırıklıktan, duyarsızlıktan kurtarmak yaşam mucizesini kutsayıp anlamlı ve değerli bir yaşam oluşturmak demektir. Şüphesiz ki bu da erdemlerin en yücelerindendir. Mutluluk ancak Özgür bir beyin Özgür bir yürek Ve özgür bir ruhla olasıdır. Özcan ÇUYRAK |