 İNSANDA SAHİP OLMA Habil’in verdiği kurban kabul edilir Kabil’in verdiği, birkaç hububat tozu kabul görülmez, Verdiği kurbanı kabul görülmeyen Kabil, Kardeşini kıskanır ve onu öldürür. Bu açıdan bakılınca olay bir kabul görülme olayı; ilk sorunda kabul görünme sorunudur. İnsanlar bu ilk olayda görüldüğü üzere sürekli kendilerini kanıtlama isteği içindedir. Eski insanlarda görülen çocuğa belli bir süre isim verilmeme, ancak yaptığı bir işten sonra çocuğu isimlendirme ve yaptığı şeyle anılması kanıtlamanın bir başka örneğidir. Adler; “kişi aşağılık duygusuyla doğar ve üstünlük fikrine ulaşmak için çabalar” der.* Üstünlük fikri ve kabul görünme: insanı sürekli çalışmaya, çalıştıklarını biriktirmeye (günümüzde ise bunu tüketmeye) ve bunu başkalarına göstermeye iter. Adler, “bu tip bir konuyu aşağılık duygusuna bağlar ve bu duygudan küçüklükten bir organ eksiğidir” der.* Sahip olma isteği ilk günahla başlar dedik. İlk yazılı eser olarak kabul edilen Gılgameş’de Uruk kralı Gılgameş sahip olduklarını yitirmemek ve otorite hükmünü sürdürmek için ölümsüzlüğü arar. İlk yazılı yapıtta insanın ölümsüzlüğü araması sahip olma ve eldekini yitirmek istememesi istenci ile ortaya çıkmıştır. Halk arasında dolaşan rivayetlerde Lokman Hekim’in ölümsüzlüğü bulduğunu ve dayanamayıp bir dereye attığı söylenir. İnsan bu rivayette olduğu gibi sürekli bir şekilde ölümsüzlüğe inanmış ve bir yerlerde ölümsüzlüğün var olduğuna inanmıştır. Bu da sahip olduklarını yitirmek istemediği anlamına gelir. Sanayi devrimi ile insan nesneye bire bir sahip olmuştur. Daha öncesinde feodalite ise; insanın sahip olmalarına bir sınır getirtmişti. Nesneye sahip olmaya başlayan insandan mutluluğunu bu sahip olduğu şeylerde bulmaya çalışmış, sahip olmayı hayatın bir amacı ve anlamı saymıştır. O dönemin filozoflarında görülen “mutluluk amaçtır” ifadesi yaygın bir görüş olarak benimsenmiş ve hatta bir filozof mutluluk verdikleri için uyuşturucu maddeleri kullanmak haktır demiştir. Kant ve birçok filozof ise “yaşamak gelişmek demektir.” ifadesinde birleşmişlerdir. Bu dönem insanını “ben sahip olduklarım dışında bir hiçim” ifadesi ile özetleyebiliriz.** Günümüze kadar olan savaşların hepsinde sahip olmak güdüsü vardır. Daha çok toprağa sahip olmak daha çok insana sahip olmakla, hiçbir yerde yenilmemek bir kralın en büyük düşüdür. İngiliz sömürge devletini bu konuda örnek olarak gösterebiliriz. (güneşin batmadığı imparatorluk). Fransız devrimi ile ortaya çıkan yeni görüşlerde milliyetçilikte sahip olduklarını yitirme kaygısından doğan bir düşüncedir. ** İnsanda nesnelere sahip olma isteği; daha sonra daha çok nesneye sahip olma isteği gibi bir aç gözlülük yaratmış ve en sonunda bu aç gözlülük canlıya sahip olmaya, onu da ölü bir cansız nesneye dönüştürmek istemi olarak ortaya çıkmıştır. Ataerkil bir aile yapısında kişinin karısına, çocuklarına ve hayvanlarına sahip olması ve o dönem mülk edinmenin zor olduğu bir durumda mal biriktirmeden çocuklarıyla sermaye birikimine gidilmiştir. Günümüzde kırsal da yaşayan ve sosyoekonomik durumu düşük bireylerde servet biriktirmenin zorluğu karşısında kendi çocuklarının fazlalığı ile sahip olma güdüsünü tatmine gittiği denilebilir. Sanayi devriminin insanına geri dönersek, devrim beraberinde mutluluğu getirmemiş ve mutluluğun hayatın bir anlamı olmadığına gözlemlerle göstermiştir.** Devrimin savunduğu ve yücelttiği karakter yapılarının ki bunlar bencillik, aç gözlülük, kıskançlık gibi yapılardır.*** Bu yapıların mutluluğa götüremeyeceği gözlemlenmiştir. Adler, bu karakter yapılarını mutsuzluğun temel öğeleri olarak görür. Çünkü bu yapılar sürekli kendisi ile çekişip durmaktadır.*** Günümüz insanına dönersek o sahip olma konusunda öncekilerden daha ileriye gitmiş ve sahip olduklarını muhafazaya almıştır. Bu muhafazayı tüketim şeklinde görebiliriz. Tükettiği her şeyi kendisinin varlığının bir yansıma olarak gören insan çok hızlı bir tüketim şemasına dâhil olmuş ve kapitalizm bu tüketim profilinin üzerinde hızlıca yükselmiştir. Sahip olduklarını tüketen insana tükettiklerine artık kimse karışamayacaktır, bu da muhafazadır. Günümüz insanını “ ben sahip olduklarım ve tükettiklerim dışında bir hiçim.”** Sanattan örneklendirirsek: (Erich Fromm’dan alınmıştır.) Çatlak duvarlar arasındaki güzel çiçek Seni çatlaklarımın arasına alacağım Tüm köklerimle birlikte elimde tutacağım Küçük çiçek eğer anladığım gibiyse her şey Köklerin yaprakların ve çiçeklerinle bir bütün olan sen Tanrının ve insanın ne olduğunu açıklıyorsun bana Tennyson Dikkatlice bakacak olursam Çalılıklar arasında görüyorum onları Çiçek açan nazuna’ları! Bosha İlk şiir bize sahip olma güdüsü hakkında bilgi verir. Tennyson, çiçeğe sahip olup onu öldürmeyi ve bunu mantığa büründürerek, tanrıyı ve insanı anlamayı amaç gibi gösterir. Bosha ise yalnızca dikkatlice bakmayı öğütler. Aynı zamanda Goethe, büyük yapıtı olan Faust’ta Mephisto kişiliğinde sahip olma ilkesini canlandırır. Dramatik bir biçimde sahip olmayı iyice eleştirir. Aynı zamanda Yeşilçam da sahip olma karakteri çizilmiş ve bu karakter karşı karakter tarafından eleştiriye tutulmuştur. Buna iyi örneklerden birisi “Gelin” filmidir. Toparlarsak Sahip olma güdüsü temel yapısını kazanç toplumlarından alır. Özel mülkiyet kavramın yapısında gizlidir. Elde olanı tutmak eğilimindeki bu güdü, diğer bütün istek ve güdülerin önüne geçer. Sahip olmanın yararlı bir şekilde kullanılmasını bile engeller. Bu güdü budizmde, ihtiras, ilahi dinlerde aç gözlülük ve özelikle Kuran’da hasetlikle eş anlamlıdır ve her şeyin cansız bir nesneye dönüştürür.**** Kişi nesnelere sahip olarak durumlar ve canlıya da sahip olmaya çalışır. Bu haliyle böyle bir kişinin karakterini incelemeye çalışırsak bencilik, aç gözlülük, kıskançlık, hasetlik, cimrilik, kin, kendini beğenmişlik, kibirlenme ve böbürlenme yapılarını görürüz.** Bu yukarda saydığımız özellikleri bütün ahlak kuralları ve ilahi dinler birleştirir. İslamiyet geçiminden ve verdiği sadakadan fazlasını mekruh kılmıştır. Tevrat’ta “senin olan her şeyi terk et, kendini bütün zincirlerinden kurtar, ol”**. Aynı şekilde ilahi dinlerde şeytan maddesel tüketimin insana ve doğaya egemen olmanın, yani sahip olmanın ilkesinin temsilcisi iken peygamberler bunun zıt tarafında dururlar. Nefis maddesel bütünlüğü içerir ve bunun ıslahı gereklidir.**** Yaşamak için elbette bazı şeylere sahip olma ihtiyacımız vardır. Sürekli gelişmekte olan toplumumuzda bir şeylere sahip olma gereklidir. Fakat bu sahip olma patolojik bir sahip olmaya gidilmeden yapılması gerekir. Çünkü şeyler bizim değildir. Onlara sonsuz dek sahip olmamız mümkün değildir. M.E. REZAN KAYNAKLAR: *Alfred ADLER “Psikolojik aktivite” (Üstünlük ve toplumsal ilgi) **Eric Fromm “to have or to be?”(Sahip olmak ya da olmak) ***Alfred ADLER “İnsanı tanıma sanatı” ****Hamza AYDIN-Sızıntı, “Benlik ve kişilik” |