 YANLIZLIK HALLERİ “Seni biriyle tanıştırmak istiyorum” dedi. Yıllar yılı birlikte zaman geçirdikleri, bazen yeni hallerinde yüzlerinde öfke ve utangaçlığın belirdiği kadın. Bir erkek ve bir kadının dostluğuna inanmış, bazen dostluk boğazda yutulası bir şeyken bazen yutkunamayıp düğümlenen sadece gözlere duyarlı yaşlar biriktiren pembe yanakların altına gizlenmiş her zaman kanat çırpmaya hazır bir kuştu. Her zaman gönüllerinin seslerini dinlemiş. Yeni yerlerini hep birbirlerine borçlu, bazen beklentiler içende bazen beklentisiz uzatmışlardı ellerini birbirlerine. Doğru bildiği bir olaydan konuşunca narin parmaklarını suçlar olamayan bir şekilde oynatır, ela gözlerini adama diker duyarlı çenesi hafif titrerdi kadının. Tüm cümleleri bir kadın özenliliği ile seçer asla kelimelerin savurganlığa mahal vermezdi. Seni biriyle tanıştırmak istiyorum diyen sesi biraz hüzün biraz anaçtı. Biraz artık yoruldum yalnız yaşamandandı. Bir kafede bekleyeceklerdi ve gidip tanışacaktı adam. Olay bu kadar basitken kendini basan afakanlar niyeydi. Bilmezdi gitmeden... Kafe altıncı kattaydı biraz yürüyen merdiven ki bu en basit tırmanılası merdivendi. Bir katta normal merdivenle tırmanması gereken bir yerdeydi kafe. Yürüyen merdivenlerde tutunup tırmandı adam. Yürünesi merdivene vardığında arkasında beli belirsiz bir sima seçti. Bir kıza nazaran bakımlı kısa saçlar, alelacele üzerine giyilmiş bir kot pantolon, göğüs bitiminde bir düğmeyle tutturulmuş krem renkli bir hırka, içte giyilmiş gök mavisi bir tişört, itinayla takılmış bir gözlük gözlüğün altına saklanmış ürkek bir çift bakış, sanki Juliett’in ilk perdesinden yeni çıkmış ışıl ışıl, hafif çok göze batmayan buradayım ben demeyen bir makyaj. Bembeyaz narin eller deri çantanın kemerine sımsıkı yapıştı, adama doğru yürürken kadın. Kendisini izleyen bakışların arasında podyumda yürüyen bir mankene olan özentiden miydi ne ilk adım biraz paytaktı. Hemen çeki düzen verdi yürüyüşüne ikinci adımında. Daha öncede bu tür bakışlara maruz kalmıştı hiç şüphesiz. Nasıl güçlü bir kadın olduğunu ya da olması gerektiğini hatırlayıp daha bir rahat devam etti yürüyüşüne. Bir eli çantayı sıkı sıkıya tutmuştu, diğer elini düşündü, koyacak bir yerinin olmadığını. Acaba fazla mı salıyordu elini yürürken, aklından geçiremeden edemedi kadın. Garip bir tuhaflık üzerine sindi. Orda durmuş bekliyordu işte adam. Kaçamak bir bakış fırlattı, nede olsa masum bir bakıştı. Kimse bundan bir anlam çıkarmazdı. Yine duruyor orda adam soytarı mı ne, diye geçirdi içinden bu fikir biraz tuhaflığını kaldırdı ortadan. —Yanından geçeceğim bir şeyler söylerse duymazdan gelip ya da ne bileyim vaktiniz var mı falan derse onun duyacağı kadar alçak fakat kaba ya da ince olmayan bir sesle hayır diyeceğim. — Neden insan içine düşecekmiş gibi bakar ki. Hiç de öyle bakmadı adam. Durgun dinlendirici bir göle bakar gibi de değil. Üzerinde utangaçlığında gizlenmiş bir sorumluluk da seziyordu, rahatsızlık veriyor muyum, diye geçirdi içinden. Bakıyordu işte. İlk adımdaki paytaklığı ikinci adımda düzelen duruşunu ellerini koyduğu yerleri, o kaçamak bakışı, değişen surat ifadelerini tutunduğu üçüncü merdiven korkuluğundan izledi. Kadın tam da adamın yanından geçerken tuttu nefesini ki nefes kesen bir andı. Adam sanki hiç soluk alıp vermeyen derinlere dalmış bir yüzücünün sakinliği ile bekledi. Kadın sadece önüne baktı, adam hep kadına. Biraz geçmişti ki kadın adamı, elini uzattı adam. Tutmak ister gibi kolundan kadının. Konuşamamıştı yanından geçerken cesaret edip de. Kadın yürüdü, adamın eli havada asılı kaldı. Çekip aldı ya da düştü eli oradan. İlk soluğunda kadının kokusunu doldurdu içine, bırakmadı. Az sonra derin bir nefes daha aldı, azalmıştı bahar çiçeklerinden Lavinya’nın kokusu. Kadının ardından bakakalan bakışlarına karışmadı. Durup içinden geçenlere kulak kabarttı. Her merdiven çıkışında yarılanırdı ömrüm Dizlerimin bağı çözüldü Biraz daha umut ekerim Bir daha karşılaşmak umudu Çiseler yağmur filiz olursun Körpeciksin dal budağın yok Bende… Devam edecek. M. E. REZÂN |