Kendisin yazamıyor kalem tek avuntusu bir başkasının hikâyesini yazmak, onun hikâyesini bile başkaları yazdı. Kendin sevmiyor kalem, düşündüklerini yazamıyor. Yazması istenen şeylerin dışına çıkamıyor… O kaybetmeye mahkûm edilmiş adeta ve sevemiyor sevdiğin söyleyemiyor. Aşk hikâyelerini yazıyor sadece… İnandıklarının uğruna savaşmak diyor biri ama neye inandığını bilmiyor bilmeyecek, kaybettiğinin farkına varamayacak belki…
Tek umudu belki bir gün gerçekten yaşamak, yaşadığını anlata bilmek ama kendi cümleleriyle bir başkasından etkilenmeden, kimseden yardım istemeden…Kendisine yazdırılan o unutulmaz serüvenlerden birine, neydi o anlatılan inanılmaz yerler, ya o kudurmuşçasına yazan şairler ne demeli… O, sevmeğin ne demek olduğunu onlardan öğrenmişti. Kelimelerle nasıl dans edileceğini onlardan öğrenmişti, nasıl sevişeceğin, bir kadının veya erkeğin ne olduğun, ölümü de ölürcesine âşık olmayı da…
O ölüme sevdalı çocukları düşündü, onları iyi tanıyordu, onlar hakkında yazdığı yazarken kapıldığı o heyecanı düşündü… Onlar bir başka severdi, bir başka yaşarlardı yaşanacak ne varsa aşkı, ölümü, özlemeyi, özlenmeyi… Ne kadar düşkünlerdi özgür olmaya, özgürce haykırmaya… İşte gene aynısını yapıyordu başkalarını yaşamlarını anlatıyor özlüyor ve içini bir hüzün kapladı.(…)