 AÇIK KAPI KALEM Mahşeri bir kalabalık... Her taraf insan seli… Kendimi çok dingin hissediyorum. Seçim otobüsünde parlamenter seçilen arkadaşlarım, ben önde, yaya ve Zaloğlu Rüstem gibi heybetli. Hem seçim otobüsüne hem de üstündeki parlamenter arkadaşlara gölgelik oluyorum ağustos güneşine karşı… Halkta büyük bir coşku ve zafer sarhoşluğu… Seçim bölgem Van olmasına rağmen ben Hakkâri’de daralanda siyasi paslaşmalara başlıyorum. _Sayın halkım! _Şimdiye kadar milletsiz vekiller, şimdi ise milletvekilleri sizi temsil edecek! Kalabalıktan büyük bir alkış kopuyor. Beni omuzlara almak istiyorlar ne mümkün! Bütün kalabalığı kotlularımın altına alıyorum. Kalabalığı selamlayıp Keban Barajının su seviyesini kuşbakışı ölçtükten sonra, Ankara da meclisin kapısına konuyorum. Meclisin kapısında içeri girerken normal ebatlarıma geliyorum. O zamana kadar sanki NTV’de hava durumunu sunuyorum gibi arz küresi ayaklarımın altında… Hep yatılı okullarda okumuş birinin (ben) üniversiteye ilk kayıt esnasında envai çeşit çıtırlara karşı ağzı açık biraz baygın, biraz şaşkın bir ruh haliyetiyle meclistekileri bön bön süzdükten sonra, genel başkanın baş işareti ile kendime geldim. Heyecandan ellerimi koyacak yer arıyorum, parmaklarımla perçemlerime bir tarak atıp yerime oturdum. Oturuma ara veriliyor, oysa ben yeni oturmuştum. Odama geçip televizyonu açıyorum. Benim yeminimi banttan veriyor, TV. Yorumcusu yeminimi tenkit ediyor. _Yok, efendim bu yemin içselleştirmediği için ezberlememiş. Geri al bak, bak rengi nasıl Kırmızı oldu; demek ki yalandan yemin ediyor.’’ _Ula (pardon) medya yobazı, _Ula (pardon) menfaat cambazı, kaç kişi ezbere yemin ettik ki ben edeyim rengime gelince zaten ben çurum, eminim ezberleseydim, yeminden çabuk kurtulmak için ezberledi derdin. “Kürtler esmerdir bunu kırmızılığı kamofle’dir’’ demediğine şaştım. Kahvemi yudumlarken Televizyonu kapattım ve bir daha seni izleyen… Dedim. Aradan sonra meclise (oturum salonuna)döndüğümde AKP’nin sayısal üstünlüğüne karşı, taacüp ettim, kendimi Çin nüfusunu düşünmekten alıkoyamadım. Deniz Baykal’ın hain bakışları beni kendime getirdi. İki deniz arasındaki farkı düşünerek hayıflandım, _Ulan ne bakıyorsun” dedi. Meclis başkanına beyefendinin bana ulan dediğini, medeni insanlardan oluşan bu meclisin çatısı altında bu kelimenin şık kaçmadığını ve zabıta geçmemesini, ayrıca şikâyetimi de zabıta geçmemesini rica ettim. Çünkü şikâyetimin sayesinde de bu kelimenin zabıta geçmesini şık bulmuyorum, dedim. Sayın Deniz Baykal lafı bu kadar uzatmamı fırsat bilip taşı gediğine koymaya kalkıştı. _Bir kelimenin zabıtlara geçememesini dile getiremeyenden ne fayda gelir dedi. Bende; _Sayın Baykal CHP’yi bitirdiniz, iyi ki Türkiye’yi size emanet etmemişiz, yoksa onuda bittirirdiniz dedim. Sayın Baykal’ın polemiği bu kadar sevdiğini unutmuşum. Bu seferde; _Seni Sarıgül bozuntusu. Seni! Kalkarsam seni sarı gülden beter ederim dedi. Bu sataşma üzerine; Bende bütün medeni zincirlerimden boşaldım… _Seni naylon fiil dedim. Bütün meclis gülme krizine girerken, meclis başkanı Sayın Bülent Ayrınç imdadımıza yetişti. Meclisin akustik salonunda Mahmut Tuncer’den kırmızı gül demet, demet türküsünün nidaları yükseldi. Sarıgül polemiği, kırmızı gül türküsü ile sona erdi derken, türküye Sayın Bahçeliden itiraz geldi. _Şuan salonda çalan türkü, Türklüğün şanını temsil eden bu meclisin ciddiyetine ve Türk siyasi ruhuna aykırıdır. Bunun yerine kızıl elma sepet sepet türküsü çalınsın. Kültür bakanı Sayın Atilla Koç beyefendi bu türkünün henüz bestelenmediğini söyledi. Ve Osman Yağmur Dereli’yi bu besteyi yapmakla görevlendirdi. Sayın bakanım, Osman beyefendinin meşkulüm mazeretini de; _Uyumak yok, yola devam’’sloganı ile kesti. Böylece konu tatlıya bağlamış oldu. … … … Her sima bende değişik çatışmalar yaratıyordu. Bu iç çatışmalardan biride Sayın Bahçelinin sakal tıraşı konusu idi. Tıraş mı oluyordu, yoksa doğuştan tıraşlımıydı? Diğer ismini biliyorum, ama söylemem devlet adamlığıma sığmaz. Boşuna uğraşmayın köse demeyeceğim. Bu hain düşüncelerimi bildiği için, Sayın Bahçeli beni hep bölücülükle suçladı. Oysa sadece bıyık bile bıraksaydı ikimizde bu mesnetsiz düşüncelerden kurtulurduk. Çay molasında Sayın Erdoğan “Hocam bozuk param yok sende varsa bir çay içelim” dedi. Sayın başkanım hep bozuk verdiniz, olmaz mı hiç! Dedim. Çay ısmarladım. Çay esnasında, aklına nereden geldi ise, “Ben, bundan sonra hiçbir vatandaşıma ananı al git demem. Nerdeyse Deniz bunu kullanıyordu” dedi. Sayın başkanım ayrıldıktan sonra, çayları hesabıma yazdırdım. O onda aramızdaki farkı daha iyi gördüm. Biz borç yaparken, onlar birikim yapıyor. Bu en önemli bölücülüktür bence… Meclise tam anlamı ile ısınmıştım. Maaşım memur maaşına kıyasla çok iyiydi. Eğer erken seçime gidilmez ve Anayasa değişikliği ile görev sürem 4 yıla indirilmezse, maaştan yapacağım birikimle beş yıl sonra ev ve araba sahibi olabilirim. Bu konuyu da yine sayın başbakan aklıma koymuştu. ‘_Önce siz vekiller, tasarrufu öğrenin sonra vekâletini yaptığınızda tebaaya öğretirsiniz. Böylece doğu borçlardan kurtulmuş, ülkede kalkınmış olur…’ Dediydi. Akla yatkın bulduğum için tasarrufa başlamıştım. Annemi uzun süredir aramadığım aklıma gelmişti. _Alo! _Anne, bana hep sataşıyorlar. Sayın Baykal ‘oğlum o kadar kabarma. Halkın etnik duyguları o kadar sömürdünüz ki ceketini de bıraksaydın kazanırdı” dedi. Sanki fazla ceketim vardı da seçime saklamadım. Telefonun diğer tarafında annem _Oğlum o kadar mızmızlanma, sen erkeksin erkek gibi davran. Önemli bir gündemle söz al inanmasan da inanarak konuş, bakarsın tutar… Millete de memlekete de faydan dokunur…” Dedi ve telefonu kapattı. Uzun bir süre medeni cesaretimi topladım. Gündem maddelerimi belirledim. Söyleyeceklerime kendimi inandırdım… Büyük gün geldi çattı, ben kürsüdeyim… Arz küresindeki bütün Kürtler ve Türkler televizyonlarının başında… (gerçi hiç kalkmıyorlar.) Deniz Baykal’a tepeden bakıyorum bana yüz vermiyor, sanki isteyen var. Sayın Bahçeli; _Hinoğlu hin, inn” der gibi bakıyor bana. _Sayın Bahçeli ne düşündüğünüzü biliyorum. Küfretmek sizin gibi bir lidere yakışmıyor, diyorum. “Düşüncelerimi okuyorsun ve yargıya varıyorsun. Düşüncenin suç olmadığını savunan sen değil misin hoca efendi. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu” diyor bana Bahçeli. Afallıyorum. Yine meclis başkanı imdadıma yetişiyor. _”Sayın hocam lütfen toparlayın süreniz doluyor” Oysa henüz başlamamıştım. Kendimi toparlayıp, söyleyeceklerimi savuruyorum. _Sayın milletvekilleri bu ülkenin % 40’ı Kürtlerden oluşuyor. (küçük bir azınlık hariç herkes sıra kapaklarına vuruyor.) Annemin sözleri aklıma geliyor. ‘_Kendini söyleyeceklerine inandır.” _Değerli mesai arkadaşlarım izin verirseniz söylediklerimi bilimsel temellere dayandırmak istiyorum. _Önceki seçimde MHP ile DEHAP oylarını oranlayın söylediklerimin ortaya çıktığını görürsünüz… Sayın Bahçelinin kurmaylarından biri şiddetle itiraz ediyor. _Neden CHP’nin oylarını da bize katmıyorsun? _Buna ben değil onların kurultayı karar verecek diyorum, CHP’liler Meclisi terk ediyor.(Alışkanlık) Tüh keşke onları da katsaydım. _ Sayın vekiller sorunun temeli şudur; onlar “Türküye, Türklerindir” diyor, biz ise bu ülkede Kürtlerde yaşıyor diyoruz. Onları desteklemek inkâra, bizi desteklemek ise bir realiteye katkı sunmaktadır. ( AKP’de sıralara vuruyor, ben ise inandıklarımı sıralamaya devam ediyorum) _ Türküye de, Kürtler ayrılıkçı değildir. Tam aksine birleştirici bir rol üstlene bilecek konumdadırlar. ABD 52 ayet’ten oluşuyor. Avrupa birliği ile ülke sınırları kalkıyor. (Harita hariç ) dünya bu tür ekonomik ve kültürel birliktelikler oluştururken, biz neden ayrılalım? Kürtler; Türkiye, İran, Irak ve Suriye’ye dağılmış vaziyettirler. Bu ülkelere büyük bir birlik oluşturmaları için, niçin harç görevi görmesin. Bu çekirdeğin büyümesi ile Ortadoğu birlikteliği, Asya birlikteliği ve nihayetinde dünya birlikteliği sağlanmasın? Mecliste herkes kedini bu tatlı düşe kaptırmıştı… Meclise dönen CHP’li bayan vekilleri dincilerle baş başa bırakmayı uygun görmeyen Sayın Baykal da salondaydı. Bayan 48 vekilin gözleri nemli, Sayın Kamer Genç kendilerine selpak satıyor… Sayın Bahçeli, Turan’ı aşan bir hayal âleminde mest olmuş… DTP’li arkadaşlarım meclis başkanına grubum adına söz aldığımı belgeleme çabasında… Bu globalleşme de, sadece Sayın Baykal CHP’yi kaybetme kaygısı taşıyor. Sayın Başbakan, Sayın A. Güle, Kızılay meydanına anıtımı dikme teklifini öneriyor. Sayın A.Gül meyus bir ruh hali ile itiraz ediyor. _Büyük Anıt var, birde bunun anıtı ile uğraşmayalım. Telefonumun sesi ile uyanıyorum. Güneş tepe noktasına yaklaşmış. Telefondaki ses _Hocam ikinci ay geldi hala kirayı ödemedin.” _Açıktan atama sonuçlarını bekliyorum, olmasa eşyalarımı rehin bırakırım, kaçmıyoruz ya… Deyip hiçte medeni olmayan bir şekilde telefonu kapatıyorum. Lanet okuya okuya evden çıkıyorum. Kızılay meydanına heykelim dikilecekken, evden kovuluyorum. MÜSLÜM KAYA |